hal
حال
Arapça kökenli "hal" Osmanlıca sözlükte şu anlama gelir: Durum.
Anlam
Durum.
hâl
Durum, vaziyet, tavır. Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin kalbine gelen sevinç, hüzün, darlık, genişlik, arzu ve korku gibi mânâlar. Bunlar kulun gayreti ve çalışması olmadan kalbe gelir. Bu yönden makam ile arasında fark vardır. Makam, tasavvuf yolun da bulunan kimsenin çalışmakla kazandığı mânevî dhâl
- Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet.
- Cezbe.
- Dert, keder, elem.
- Mecâl. Kuvvet.
- Gr: Fâili, mef'ulü veya her ikisinin durumunu bildiren sözdür. Halin sâhibine zi-l hâl denir.Meselâ : Reeytuhu mâşiyen: (Onu yürürken gördüm) cümlesinde Mâşiyen (yürürken
hal'
- Kaldırma. Kal' etme.
- Hükümdarı tahttan indirmek. Azletmek.
- Mansıb ve mesnetten ihraç etmek.
- Elbise gibi şeyleri soymak.
- Bir şeyi izâle edip ayırmak ve terketmek.
- Karısını boşamak. Evlâdını evlâdlıktan reddetmek.
hal'
- Debbâğların dibâgat ettikleri derinin kazıntısı.
- Vurmak.
- Men etmek, engel olmak.
- Hediye vermek, atâ etmek.
- Cima etmek.
hâl
- Dayı.
- Vücudda hususan yüzde görünen siyah benek, ben.
hâl
Durum, görünüş, nitelik, şimdi, tâkat.hâl
- Hal, durum.
- Şimdiki durum, şimdiki zaman.
Küçük Hindistan cevizi.
hal'
خلع
Tahttan indirme.- Hal'edilmek: Tahttan indirilmek.
- Hal'etmek: Tahttan indirmek.
Şimdiki zaman.
Yapıp bitirme, indirme.
hâl
خال
Dayı.hâl
خال
- Ben.
- Benek.
LUGGAT sözlüğü, Osmanlıca alanında otorite sahibi bir akademik ekip tarafından hazırlanmıştır. Hakkında