206 bin kelime ile en kapsamlı Osmanlıca bilgi kaynağı


OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

SÖZLÜK İÇİN TIKLAYIN

Luggat Facebook Like Luggat Twitter Takip

Aşağıdaki alana
Osmanlıca veya Türkçe kelime giriniz

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip karşılığını bulmak istediğiniz "Türkçe" ya da "Osmanlıca" butonlarına tıklayın.




sare asare
asare
Anber ve misk gibi şeylerin kokması.
asare
asare
Sayı, hesab.
basaret
basaret
(Bak: Besaret)
besare
besare
Sofa, salon. Divanhâne.
besare-nişin
besâre-nişin
Sofada oturan, uşak, hâdim, hizmetçi.
besaret
besaret
Göz açıklığı. Dikkatle bakış.
cesaret
cesaret
Cesurluk, yiğitlik, korkusuzluk.
cesaret
cesâret
جسارت
Cesurluk.
cesaret
cesâret
Yüreklilik, korkusuzluk.
cesaret-i fevkalade
cesaret-i fevkalâde
Olağanüstü cesaret.
cesaret-i fıtriye
cesaret-i fıtriye
Fıtrî bir cesaret, yaratılıştan gelen cesaret.
cesaret-i imaniye
cesaret-i imaniye
İmandan kaynaklanan cesaret.
cesaret-i medeniye
cesaret-i medeniye
Her türlü baskılara karşı çekinmeden hakikatı söylemek. Müsbet harekette korkmamak. Haklı olduğu bir mes'elede korku göstermemek. İçtimai münasebetlerde girişkenlik.
cesaret-i milliye
cesaret-i milliye
Millî cesaret.
derece-i cesaret
derece-i cesaret
Cesaret derecesi, seviyesi.
esaret
esaret
Esirlik. Kölelik. Kullara kendini teslim etmiş olmak. Başka milletten olanlara boyun eğmek.
esaret
esaret
اسارت
Esirlik.
esaret
esâret
Esirlik, tutsaklık.
esaret
esâret
اَسَارَتْ
Esirlik.
esaret
esâret
اسارت
Tutsaklık.
esaret
esâret
Esirlik, tutsaklık.
esareten
esareten
Esir olarak.
esaret-i hayvani
esaret-i hayvanî
Hayvanî duygulara esir olma.
esaret-i hayvani
esaret-i hayvanî
Hayvanlara yakışır bir esirlik. Zulüm, işkence ve haksızlık içinde hayat geçirmek.
esaret-i nefis
esaret-i nefis
Nefsin esareti; insanı daima kötülüğe, hazır zevk ve isteklere sevk eden duygunun esiri olma.
esaret-i rezile
esaret-i rezile
Rezil, alçak esirlik.
esaret-i şarkiye
esaret-i şarkiye
Doğu bölgelerindeki esirlik dönemi; Üstad Bediüzzaman'ın Rusya'da bulunan Kosturma'daki esirlik dönemi.
hasaret
hasaret
Hasar. Alış-verişte zarar, ziyan. Yoldan sapmak. Sapıtmak. Dalâlete düşmek.
hasaret
hasaret
  1. Cıvık ve sulu şeyin koyulaşıp katılaşması.
  2. Dahâmet peyda etme, irileşme.
hasaret
hasâret
Zarar, ziyan.
hasaret
hasâret
خسارت
Zarar, hasar.
hasaret
hasâret
Zarar, ziyan.
hasaret-i azime
hasâret-i azîme
Çok büyük zarar ve ziyan.
hasaret-i azime-i harbiye
hasâret-i azîme-i harbiye
Savaşın büyük zararı.
hasaret-i insaniye
hasâret-i insaniye
İnsanın zararı.
hasaretli
hasâretli
Zarar verici.
hinsare
hinsare
Küçük ve kısa.
husare
husare
  1. Arpa, buğday ve pirinç gibi hububâtın kabuğundan düşen parçalar.
  2. Her kabuklu nesnenin, kabuğundan ayrılıp temizlenmesi.
  3. Şirâ sıkıntısı.
  4. Her nesnenin fenâsı.
ısare
ısare
  1. Çadır kazığı.
  2. Çadır ipi.
ısaret
ısaret
Meylettirmek, eğmek.
ihtisaren
ihtisaren
Kısaca, özetleyerek.
ihtisaren
ihtisaren
İhtisar suretiyle, muhtasar olarak, kısaltarak, tafsilâtsız, kısaca.
ihtisaren
ihtisaren
Kısaltarak.
ihtisaren
ihtisâren
اختصارا
Özetle, kısaltarak, kısaca.
iktisaren
iktisaren
Kısa ve özet şeklinde.
isare
isare
  1. Esir etmek ve gezdirmek.
  2. Bağ, bend.
isare
isare
  1. Koparmak, kaldırmak.
  2. Tozu havaya kaldırmak.
istinsaren
istinsaren
  1. Arka çıkarak.
  2. Yardım ümid ederek.
istisare
istisare
  1. Toz savurma, tozutmak, toz kaldırma.
  2. Fesatçılık ve fitnecilik yapmak.
kasaret
kasaret
Kısalık. Kısa olma.
kayd-ı esaret
kayd-ı esaret
Esaret zinciri, bağı.
kessare
kessare
Çoğaltan. Artıran.
kessaretü'z-zünub
kessâretü'z-zünub
Günahları çoğaltan.
kusare
kusare
  1. Hususi hücre.
  2. Gemilerde güvertelerin en üstündeki yarım güverte.
kusare
kusâre
(Bak: KISRA)
küssare
küssare
(Bak: KÜSSAR)
maden-i hasaret
maden-i hasâret
Hüsrana uğrama kaynağı.
maden-i zillet ve hasaret
maden-i zillet ve hasâret
Alçalma ve hüsran sebebi, kaynağı.
mahz-ı hasaret
mahz-ı hasâret
Sırf zarar, tamamen zarar ve ziyan.
medar-ı şekavet ve hasaret ve elem
medar-ı şekavet ve hasâret ve elem
Her türlü belâ ve sıkıntının, hüsrana uğramanın ve elemin kaynağı.
meraret-i esaret
meraret-i esaret
Esirliğin acılığı.
musarea
musarea
Güreşçilik.
müsareat
müsâreat
İbâdetleri ve hayırlı işleri yapmakta acele etmek.
nüsare
nüsare
  1. Saçılan şey.
  2. Yemek döküntüsü.
sare
sare
(Sayr : Olmak. dan) Oldu (meâlinde fiil).
sare
sare
Cemaat, topluluk.
sare
sare
  1. (Çoğulu: Savâr) Hâcet, ihtiyaç.
  2. Susuzluk.
sareb
sareb
(Bak: SARB)
sebeb-i hasaret
sebeb-i hasâret
Hüsrana uğrama sebebi.
taht-ı esaret
taht-ı esaret
Esaret altında olma.
taht-ı esaret
taht-ı esaret
Esaret altı.
usare
usare
Öz su, sıkılmış meyve suyu.
usare
usare
Vücud bezlerinden akan faydalı su. Sıkılmış şeylerden çıkan su. Öz su.
usare
usâre
عصاره
Özsuyu.
usare
usâre
Özsu.
usare-i ineb
usare-i ineb
Üzüm suyu. Şıra.
usare-i mideviye
usare-i mideviye
Mide suyu, mide salgısı.
üsare
üsare
(Bak: Usare)
vazı-ı esaret
vâzı-ı esaret
Kölelik koyan, esaret getiren.
vesile-i esaret
vesile-i esâret
Kölelik aracı, sebebi.
yesaret
yesaret
  1. Zenginlik.
  2. Kolaylık.
zaman-ı esaret
zaman-ı esaret
Esirlik zamanı.
zindan-ı esaret
zindan-ı esaret
Esirlik zindanı.


Sözlüğümüzü sürekli geliştiriyoruz.
Yeniliklerden haberdar olmak ister misiniz?